Gençlik (Bugün)


GENÇLERLE İLETİŞİM

Kişiler arası iletişim, karşılıklı bilgi alış verişinin gerçekleşmesi sonucu ortaya çıkar.
Karşımızdaki insanı anlayabilmemiz ve algılayabilmemiz için olay ve olgulara aynı pencereden
bakmaktan çok, onun penceresinden bakabilmemiz gerekir. Olaylara verilen tepkiler farklı olabilir.
Farklı tepkilerin ortak noktada buluşması ise etkin dinlemeden geçer. İletişimi sağlamanın en kolay
yolu karşımızdakinin sözlerini dinlemek ve onun tepkisinin nedeni anlamaktan geçer. Karşılıklı
anlaşılan tepkiler sağlıklı bir iletişimin işaretidir.
Ana babaların çocuklarına, öğretmenlerin öğrencilerine birtakım emirler verip, karşı tarafın
tepkilerini önemsememeleri iletişim olarak kabul edilemez. Yetişkinler, gençleri dinlemeyip, öğüt
verme, ikaz etme, öneride bulunma gibi yöntemleri seçtiğinde genç, dinliyor gibi görünecek ancak
söylenilenleri dikkate almayacaktır. Dolayısıyla bu konuşma iletişim örneğinden çok bilgi aktarımına
dönüşecektir ve sonuç olarak iki taraf da hedefine ulaşamamış olacaktır.
Genç herhangi bir konuda konuşmak istediğini belirttiğinde onu dinlemeye hazır olduğumuzu
hissettirmeliyiz. Unutmamak gerekir ki başka bir şeyle ilgilenirken karşımızdaki kişiyi dinleyemeyiz.
Hiç kimse karşısında gazete okuyan, hesap yapan, mutfakta koşturan bir kişiyle konuşmak istemez.
Duruşumuzla, ilgimizle iletişim içinde olduğumuzu anlatmalıyız. İlgi gördüğünü hisseden birey kendini
açmaya müsaittir. Bu konuda aşağıda okuyacağınız hikaye anlatılmak isteneni özetlemeye yetecektir:
İçeri girer girmez neşeyle bağırdı:
-Anne biliyor musun bugün yuvada ne oldu?
- Görmüyor musun ? Telefonla konuşuyorum.
Hiç kimsenin sevdiği şey birbirine benzemiyordu. Annesi telefonu, babası arabayı seviyordu.
Her şey erteleniyordu telefon ve araba söz konusu olduğunda… Bir de eve misafir gelecek oldu
mu kendisine hiç yer kalmıyordu.
Nerelere gitsin ki? Annesi kapattı telefonu. Mutfaktan tencere sesleri geliyordu. Koşarak
yanına gitti:
-Sana yârdim edeyim mi ? Dedi en sevimli halini takınarak. Annesi manalı manalı baktı:
-Hayırdır. Bir yaramazlık filan ? Bak bir de seninle uğraşmayayım. Çok yorgunum zaten.
Yorgunluk nasıl bir şeydi ? Bazen elinde oyuncağıyla uykuya daldığında anneannesi oyuncağı
yavaşça elinden alır :
-Nasıl yorulmuş yavrucak. Uykunun gül kokulu kolları sarsın seni, diyerek alnına bir öpücük
konduruverirdi.
Yorgunluk gül kokulu bir uykuya dalmaksa eğer, neden annesi kendisiyle böyle kızgın kızgın
konuşuyordu.
-Anneciğim yorulduğun zaman gül kokulu uykulara dalarsın. Anneannem öyle söylüyor.
-Uykuya dalayım da gül kokuları kusur kalsın. Yorgunluktan ölüyorum.
Bu kelimeden nefret ediyordu. 'Yorgunum, Yorgun olduğumdan, böyle yorgun, yorgunken'
Anneciğim sen yorulma, diye...
-Yemekte konuşuruz çocuğum. Bankada işler yetişmedi. Baban gelene kadar bunları bitirmem
lazım. Hadi sen oyna biraz.
Hani siz yoruluyorsunuz ya...Eeee....Bende oynamaktan yoruluyorum .Ne yapayım bilmem???...
Yapılmaması gerekenleri biliyordu da büyükler, yapılması gerekenleri hiç bilmiyorlardı. Işıklar
söndü birden.
Annesi öfkeyle söylenmeye başladı.
-Mum da yok !! diye diye karıştırdı dolapları el yordamıyla.
Çocuk sırtüstü yatıp, anneannesinin koynunu düşündü. Gaz lambasının ışığında deli tavsan
masalını anlatışını. Deli tavşanın duvardaki aksini getirdi gözlerinin önüne. Anneannesi gibi iki ellerini
birleştirip işaret parmaklarını yukarı kaldırarak tavşan kafası yaptı.
''Bak deli tavsan'' diyerek parmaklarını oynattı.Yoldan geçen arabaların farları duvardaki
tavşana yol açtı. Tavsan alabildiğine hür dolaştı sağda solda. Otlarla kuşlarla konuştu. Sonra yorgun
düştü. Duvardaki görüntü minik avuçların açılmasıyla kayboldu. Kolu yavaşça kanepeden aşağı sarktı.
Neden sonra ışıklar geldi.
Kadın çocuğun hiç konuşmadığını akıl etti. Birden kanepeye koştu. Küçücük dizlerini karnına
doğru çekerek uykuya dalmıştı.
Masanın üstündeki dosyalara baktı iğrenerek. Dindirilmez bir pişmanlık doldurdu içini.
Uyandırmaktan korka korka küçük alnına bir öpücük kondurdu.
Çocuk sanki bir ipucu bekliyormuşçasına aralanan gözleriyle mırıldandı:
-İşin bitince beni sever misin anne? dedi.
Kadın, sevilmek için randevu alan çocuğuna bakarak sabaha kadar ağladı.
İletişime geçmemizi engelleyen nedenleri incelememiz bu hataları yapmamızı önleyecektir.
Öğüt verme: ‘’
Çözüm getirme: ‘’arkadaşına şunu söyle..’’
Yönlendirme: ‘’üzüleceğine otur da ders çalış’’
Yargılama: ‘’sen zaten hep kolaya kaçarsın’’
Eleştirme: ‘’çocuk gibi davranıyorsun, büyüdüğünün farkında değilsin’’
Ad takma: ‘’geri zekalı, tembel’’
Soru sormak: ‘’neden böyle bir yol izledin; niçin sana dediğim seçeneği yapmadın?’’
Araştırmak: ‘’o sana ne dedi? Ben bir de ona sorayım.’’
İncelemek: ‘’Hanginiz önce söyledi?’’
Teşhis: ‘’Aslında sen öyle demek istememişsindir, sen böyle düşünemezsin…’’
Tanı koymak: ‘’Ben senin neden böyle davrandığını biliyorum.’’
Tahlil etmek: ‘’Aslında senin esas sorunun bu değil…’’
Teskin: ‘’Aldırma, boş ver…’’
Teselli etmek: ‘’ düzelir canım, dert etme böyle şeyleri, kendini üzdüğüne değmez…’’
Konuyu değiştirmek: ‘’bence bu konuyu tartışmayalım, anlat bakalım şu nasıl oldu?... Başka
konulardan konuşalım.’’
Anlaşılmamışlık, savunmaya girme, haksızlığa uğradığını hissetme, sorununun aslında önemsiz ve
saçma olduğunu düşünme, sinirlenme, direnç gösterme, isyan, çaresizlik, kızgınlık vb. duyguları
yaşatırız.
Oysa gencin yukarıda saydığımız pek çok iletişim engelindense en önce dinlenmeye, kabul
edildiğini hissetmeye ihtiyacı vardır. Siz hiç bir çözüm getirme durumunda olmadan sadece sessizce
dinleseniz bile gençte belli bir boşalıma sebep olacağınız için başarılı olursunuz. Daha sonra aktif
dinleme ile sadece ondan aldığınız bilgileri daha sade biçimde ona yansıttığınızda dinleniyorum, kabul
ediliyorum mesajını gence verirsiniz. Konuşurken sorununun çözümünü kendi kendine keşfetme
olanağını da vermiş olursunuz. Anlaşıldığını, kabul edildiğini, koşulsuz sevildiğini bilen bir gençle
iletişim kurmak hiç de zor olmayacaktır. Dolayısıyla sorunlarda kavgaya, isyana, çaresizliğe
dönüşmeden rahatlıkla çözülecektir.