2 Temmuz 2016 Cumartesi

Key'in Facebook'taki fotoğraflarını görün.

facebook
Key'in Facebook'taki fotoğraflarını görün.
Facebook'a kaydolmanız halinde, arkadaşlarınızın fotoğraf ve videolarını görerek, durum güncellemelerini alarak, kendileriyle mesajlaşarak ve diğer özellikleri kullanarak hayatlarındaki en son gelişmeleri takip edebilirsiniz.
Key'e Facebook'ta Katıl
Bu mesaj petersonjasmin5.birgem@blogger.com adresine gönderilmiştir. Gelecekte Facebook'tan bu tür e-postalar almak veya e-posta adresinizin arkadaş önerileri için kullanılmasını istemiyorsanız, buraya tıklayarak abonelikten çıkabilirsiniz.
Facebook, Inc., Attention: Community Support, Menlo Park, CA 94025

26 Ocak 2012 Perşembe

Kartalın Reankarnasyonu

“Kartal, kuş türleri içinde en uzun yaşayanıdır. 70 yıla kadar yaşayan kartallar vardır. Ancak bu yaşa ulaşmak için, 40 yaşlarındayken çok ciddi ve zor bir kararı vermek zorundadır.
Kartalın yaşı 40′a dayandığında pençeleri sertleşir, esnekliğini yitirir ve bu nedenle de beslenmesini sağladığı avlarını kavrayıp tutamaz duruma gelir. Gagası uzunlaşır ve göğsüne doğru kıvrılır. Tüyleri kartlaşır, kalınlaşır ve kanatlarına takılmaya başlar.
Artık kartalın uçması iyice zorlaşmıştır. Dolayısıyla kartalın burada iki seçimden birisini yapması gerekir. Ya ölümü seçecektir ya da yeniden doğuşun acılı ve zorlu sürecini göğüsleyecektir. Bu yeniden doğuş süreci 150 gün kadar sürecektir.
Bu yönde karar verirse kartal bir dağın tepesine uçar ve orada bir kaya duvarda, artık uçmasına gerek olmayan bir yerde yuvasında kalır.
Bu uygun yeri bulduktan sonra kartal gagasını sert bir şekilde kayaya vurmaya başlar. En sonunda kartalın gagası yerinden sökülür ve düşer. Kartal bir süre yeni gagasının çıkmasını bekler.
 Gagası çıktıktan sonra bu yeni gaga ile pençelerini yerinden söker çıkarır. Yeni pençeleri çıkınca kartal bu kez eski kartlaşmış tüylerini yolmaya başlar.
5 ay sonra kartal, kendisine 20 yıl veya daha uzun süreli bir yaşam bağışlayan meşhur yeniden doğuş uçuşunu yapmaya hazır duruma gelir.”

20 Ocak 2012 Cuma

De (dem)

Rahmetli dedem ile ninemin, zaman zaman eski harmanları savurduklarına tanık olurdum.
Atmış  yaşını aşmış ninemin hala kıskançlık ettiğini görür ve şaşırırdım.
Dedem bir taraftan, muzır muzır gülerken bir taraftan da ninemi teselli edercesine kalbini göstererek Hanım! Hanım! Senin yerin burası..” derdi..
Ninem biraz gülümsemeye  başlayınca da, onun göreceği şekilde elini aşağı doğru savurarak  ancak onun duyamayacağı bir sesle  tonu ile  “Gerisi belden aşağı” derdi:)

8 Ekim 2011 Cumartesi

Predictor Kisilik Testi

Genc kiz bir gun hamile oldugunu soylemis sevgilisine. Yalanmis halbuki..
Sirf onun tiynetini anlamakmis niyeti..
Cunku erkekler boyle bir haber duyunca allak bullak olur, iki zit tepki verirlermis.
-Ya sevincli bir kabul.
-Ya kizgin bir ret.
Kimin nasil davranacagini onceden kestirmek imkansizmis. En kibar erkek kabalasabilir, en sorumsuz olan tam bir ermis kesilebilirmis..
Sent from my BlackBerry® wireless device

Serenad-Zulfu Livaneli

5 Ekim 2011 Çarşamba

Capkinn

Genc ve guzel bir hanim Aydin Boysan ile fotograf cektirmek sitediginde, Aydin abi;;
" Senle resim cektirmek yetmez film cekmek lazim." demis :) Capkinnnn

3 Ekim 2011 Pazartesi

Asya'da maymun yakalamak için kullanılan bir çeşit tuzak vardır.

Bir Hindistan cevizi oyulur ve iple bir ağaca veya yerdeki bir kazığa bağlanır.
Hindistan cevizinin altına ince bir yarık açılır ve oradan içine tatlı bir yiyecek konur. Bu yarık sadece maymunun elini açıkken sokacağı büyüklüktedir. Yumruk yaptığında elini dışarı çıkaramaz. Maymun tatlının kokusunu alır, yiyeceği yakalamak için elini içeri sokar, ama yiyecek elindeyken elini dışarı çıkarması olanaksızdır.
Sıkıca yumruk yapılmış el, bu yarıktan dışarı çıkmaz. Avcılar geldiğinde maymun çılgına döner, ama kaçamaz. Aslında bu maymunu tutsak eden hiçbir şey yoktur. Onu sadece, kendi bağımlılığının gücü tutsak etmiştir. Yapması gereken tek şey, elini açıp yiyeceği bırakmaktır. Ama zihninde açgözlülüğü o kadar güçlüdür ki bu tuzaktan kurtulan maymun çok nadir görülür.
Bizleri de tuzağa düşüren ve orada kalmamıza neden olan şey, arzularımız ve zihnimizde onlara bağımlı oluşumuzdur. Yapmamız gereken; elimizi açıp benliğimizi, bağımlı olduğumuz şeyleri serbest bırakmak ve dolayısıyla hür olmaktır!
Bu örnekle benzeştirirsek; ben, sahip olduğumuzu düşündüğümüz her şeyin bizim için birer tuzak olduğunu fark etmediğimizi düşünüyorum:
-- Çoğunlukla konuşmaktan fazla bir özelliğini kullanmadığımız son model cep telefonlarına sahip olmak,
-- Ortalama 15 m2´sini kullandığımız ama kullandığımız alandan 10-20 kat büyük evlere sahip olmak,
-- Belki bir kez giydikten sonra çok uzun sure dolabımızın bir köşesinde unuttuğumuz günün modasına uygun giysilere sahip olmak,
-- Okumadığımız kitaplara sahip olmak,
-- Asla kadranın gösterdiği sürate ulaşamayacağımız en süratli arabaya  sahip olmak,
-- Bize günde 3-5 kez zamanı, başkalarına sürekli zenginliğimizi gösteren kol saatlerine sahip olmak,
-- Vakit bulup gidilemeyen, gidilse bile dinlendirmekten çok uzak; tabiri caizse yorgunluktan haşatımızı çıkaracak deniz kenarına yakın bir yazlık, bir dinlence evine sahip olmak,
-- Vaktimize, nakdimize, aklımıza, çenemize zarar verse bile bir futbol takımı taraftarlığına sahip olmak,
-- Oturmadığımız koltuk takımları, izlemediğimiz dev ekran televizyonlar; kullanmadığımız, faydalanmadığımız daha nelere sahip olmak... Ya da sahip olduğumuzu sanmak...
O maymun gibi; avucumuzda tuttuğumuz sürece (faydalanamasak bile) sahip olduğumuzu sanmıyor muyuz? Ve ancak parmaklarımızı gevşetip bunlardan vazgeçtiğimiz zaman gerçekten özgür olup tüm yeteneklerimizi kullanabilir hale gelmeyecek miyiz?
Aslında biz bu dünyaya sahip olmaya değil, şahit olmaya gelmişiz.
Ah bunu bir anlayabilsek.

Erkekler Neden Aldatır ?

Cinsiyet: Erkek

Yaş: 42

İl: Ankara
Yurtdışı seyahatimin dönüşünde, freeshopların önünden karıma, kızıma ve sevgilime aynı mesajı çektim:


Burada parfümler çok ucuz. İstediğin özel bir marka var mı?
Karım 5 adet, kızım 2 adet en pahalı marka parfümlerden istedi.
Sevgilimden gelen mesaj ise, kelimesi kelimesine şöyleydi:
Benim için en güzel parfüm senin kokun. Sen gel yeter.

 

19 Eylül 2011 Pazartesi

Sosis-Okuz Rabitasi

Bir is adaminin cok salak bir oglu varmis. Babasi hangi işe soksa berbat etmis. En sonunda bir sosis fabrikasi kurmus ogluna ve  makinanin basina getirmis.
Bak oglum, öküzü koyuyosun diger taraftan sosis cikiyo, cok kolay demis.
Cocukta salak salak bakip;  peki sosis koysak öküz cikarmi baba demis.
Baba sinirlenerek başını iki elinin arasına almış ve cvp vermiş.
Malesef oglum, o teknoloji sadece ananda var,  sosis koyuyosun senin gibi öküz cikiyo..

18 Eylül 2011 Pazar

12 Eylül 2011 Pazartesi

Damlaya Damlaya HES

Sana nice kelimeler biriktirdim
Cebimde
Gelip bir türlü almadığın
Sonra sorular biriktirdim
Sağdan soldan
Gelmediğin için cevapsız kalan
Sana kendimi biriktirdim
Tüm zaman ve mekanlarda
Sessiz kaldığım sorularda
İçten olmayan gülüşlerimde
Ağladığım yalnızlıklarında
Sana en çok seni biriktirdim aslında
Gelsen anlatırken susturamayacağın
Cümlelerimde
Yanımda
İçimde
Dışımda
Biriktim, doldum, taştım, sana...

11 Eylül 2011 Pazar

Zeka ile Kurnazlik

Adami otele biraktiktan sonra eve nasil gidecegimi düşünmeye başladım. Süleymana beni eve atmasını istesem ne derdi acaba?


karşılıksız bir şey yapmazdı bu oğlan. Dünyaya sadece, simdi bu işte nasıl bir çıkar sağlarım diye bakıyordu.


Zeki degildi ama benzerlerinin çoğu gibi kurnazdı. Galiba Zeka ile kurnazlık ters orantılı. Biri azalırsa öteki artıyor.....

Serenad

Yürümeye başladık. Içimden gelmesine ragmen valizini taşımaya yardım etmeyi teklif etmedim. Çünkü bunu bir gencin yaşlıya yardımı degil de, müslüman bir kadının içine yerleşmiş kolelik duygusuyla geleneksel hizmet anlayışı olarak gormesinden çekiniyordum.

8 Eylül 2011 Perşembe

KİBİR İNSAN İLİŞKİLERİNİN ZEHİRİDİR!

Zen rahibi gerçeğe giden yolu bulabilmek için on yılını bir mağarada meditasyon yaparak geçirmişti. Bir öğleden sonra mağarasında dua ederken içeriye bir maymun girdi. 

Rahip konsantre olmaya uğraşıyordu ama maymun iyice yanına yanaşmış, ayağından sandaletini almaya çalışıyordu.

''Kahrolası maymun!'' dedi rahip. ''Neden dualarımı bölüyorsun?'' 

''Karnım aç'' dedi maymun. 

''Git buradan! Tanrı''yla iletişim kurmamı engelliyorsun!'' 

''Benim gibi zavallı bir yaratıkla bile iletişim kuramazken Tanrı''yla nasıl iletişim kurabilirsin ki'' dedi maymun. 

Bunu duyunca kendinden utanan rahip özür diledi. 

6 Eylül 2011 Salı

Çin malı bekâret

Geçen sene bir yerel haberde okumuştum. Çankaya Belediyesi’nin Tüketici Şikâyetleri Bürosu’na gelen başvurulardan biri, yetkilileri hayrete düşürmüş. Emekli bir devlet memuru, seks shop’tan aldığı şişme kadının parasının iadesini istiyormuş. Meğer kadını bakire diye satmışlar, o da sahte olduğunu görünce “Kan çıkmazsa para yok” diye dilekçe yazmış. 

* * *1990’ların başında, meraklısı için, lateks tenli şişme bebeklerin bakireleri çıkmıştı.Bunların vajinasına yerleştirilen tek kullanımlık, ince boyalı, elastik zar, ilişkiden sonra “kanıyor”du.Belli ki naylon ilişkilerinde bile “İlk erkeği ben olmalıyım” derdinde olan amcabey, plastik yengeyi üfleyip vazelinledikten sonra beklenen kan gelmeyince infiale kapılmış, kız çıkmayan gelini baba evine yollar gibi, bozuk şişme bebeği de aldığı yere geri postalamıştı.Belki de onun boyasını daha önce bir başka erkeğin akıttığı zannıyla kızcağızın lateksini bıçaklamıştı.Patlama sesiyle ayılınca da Şikâyet Bürosu’na dalmıştı.

* * *Antalya’dan gelen bir haberden, uygulamanın şişme bebeklerle sınırlı kalmadığı anlaşılıyor.Gümrük Muhafaza ekipleri, Çin’den gelen bir kolide, 82 adet “yapay kızlık zarı” bulmuşlar.50 liradan satılan jelatin poşetler içindeki, polivinil alkol türevli bu kimyasal madde, sulu ortamda çözülüyormuş. Evlilik öncesi ilişkisi olan ve eşinin kendisini bakire sanmasını isteyen kadınlar, gerdek gecesi bunu kullanıp damadı kandırıyormuş.Zaten “ithalatçı” da ilk partiyi 3 kadın arkadaşının talebi üzerine getirtmiş. Daha önce de, 40 paket “yapay zar”ın gizlice ülkeye sokulup satıldığı belirlenmiş.Kim bilir o günden bu yana kaç yataktaki çarşafta, kaç çatıdaki bayrakta polivinil alkol dalgalanmıştır?

* * *Kandırmaca açısından renkli lensten, porselen dişten, botokslu ciltten farkı yok aslında; ancak kullanım alanı, “çakma zar”a toplumsal bir işlev yüklüyor.Tabii her Çin malında olduğu gibi burada da ürünün bozuk çıkma ihtimali insanı düşündürüyor. Gözünü kan bürümüş damatlar halvet gecesi durumdan kıllanırsa, çarşafı kapıp gelinin kan grubuyla karşılaştırmaya götürebilir; çarşafta polivinil alkole rastlanırsa torbadakinden daha fazla kan akabilir.Nitekim “Çin işi zar kanı”, daha ihraç edildiği Arap ülkelerinde ciddi sorun yaratmıştı. Mesela Mısır’da din adamları gençleri erken flörte, kadınları ihanete sevk eden “çakma zar”ın ithalinin yasaklanmasını, satanların ölümle cezalandırılmasını istemişti.

* * *Nerede bir saplantı varsa onu nakde çevirecek uyanıklar da oluyor. O sayede de bazen ağır meseleler için, basit icatlarla pratik çözümler geliştiriliyor.Batı’da kadınları asırlarca paslı bekâret kemerleri takmaya zorlayan, Türkiye’de nesillerdir kanlı cinayetlere yol açan bir toplumsal yaraya, 50 liralık kimyasalla çözüm aranmasına ve saplantılı erkeklerin Çin işi bir zarla kandırılmasına gülmeli miyiz, ağlamalı mı?Bizim emekli memurun, bir dahaki alışverişte her ihtimale karşı sepete bir de Çin işi yapay zar attığını düşünüyorum da, “Vay asrımızın haline” diye düşünmeden edemiyorum.

22 Mayıs 2011 Pazar

Mahiyetini yetiştirmeyenlere ithaf olunur.

Doğu illerindeki bir ağanın en büyük zevki, kar üzerine çişiyle imzasını atmakmış.
Bu nedenle kar yağmaya başladığı andan itibaren köyde hayvanlar dahil hiç kimse sokağa çıkamazmış. Kar biraz kalınlaşınca, ağa sırtına kürkünü giyer ve köy meydanına gelirmiş. Yanında da en yakın yardımcısı Haso....
Ağa sırtını köye doğru döner sonra sorarmış:-"Ula Hasso, ahali bakiy mi?"
Hasso cevap verirmiş:-"Evet ağam, hepisi de bir olmuş, pencerelerden bakir.
"Ağa çisiyle karın üzerine imzasını atarmış "Abdullah Cizrelioglu". Sonra da bir nokta koyarmış ve sorarmış: 
-"Hala bakirler mi?" 
-"He ağam, hem bakirler hem de çılgın gibim alkışlirler." 
Her sene ayni tören sürermiş. Aradan 7 yıl geçmiş. Ağa yine, kar tuttuktan sonra, çıkmış köy meydanına. Sormuş Hasso'ya: 
-"Ahali bakir mi?" 
-"He ağam, bakirler, köpekler, kediler bile camdadır." 
Ağa "Abdullah" diye adini , arkasından "Cizrelioglu" diye soyadını yazmaya başlamış ki; kalakalmış, çünkü yaş gereği prostat. Halka rezil olmak var. Alçak sesle Hasso'ya sormuş: 
-"Bakirler mi?" 
-"He ağam, bakirler de, sen ne diye durdin öyle?" Ağa çaresiz: 
-"Ula gel yanıma, arkanı dön ahaliye, tamamla şunu." diye emretmis. Hasso bir an durmuş, sonra çişini yapmaya hazırlanmış ve ağanın kulağına eğilip : 
-"Ağam, kırk yıldır kafama vurdin, *** dedin, sırtıma vurdin *** dedin. Ha bu kulun okumayi yazmayi sökemedi ki...,ucuni tut da yazının devamını sen yaz.
" BİRLİKTE ÇALIŞTIKLARINIZI EĞİTMEZSENIZ .....TUTACAĞINIZ GÜN YAKINDIR.

19 Mayıs 2011 Perşembe

YGS Skandalına Gönderme!Şifreli YGS Kapağı!Şifreli YGS Kapağı!Şifre Skandalı Gırgır'a Kapak Oldu!Gülen'i Kızdıracak Kapak!

18 Mayıs 2011 Çarşamba

“Erkekte dekolte cüzdandır. Ne kadar açarsan o kadar talep görürsün.”


Sırrı Süreyyadan 12 Eylül Hatıraları

"yıllarca bu devletin düşmanı değişiyor. bir gün tek parti muhalifleri oluyor, bir gün komünistler, bir gün demokratlar, bir gün mülteciler, bir gün kürtler, bir gün ermeniler. bu devlet, düşman icat etmeden yönetebilme hünerine sahip olamamış bir türlü. sen daha buna ne hikmet izaf edeceksin. yok, böyle bir becerisi yok, sorun çözme kabiliyeti yok, şiddetten başka bildiği bir dil yok. onun için, bu kadar sarih tablo.

ben 12 eylül'e dair iki tane iddianameden bahsedicem. biri, barış derneği davasıd
ır. neden önemlidir? şu açıdan, dört yıla yakın yattılar, haklarında istenen ceza sekiz yıldı. bu şu anlama geliyor, dört yıldan 20 gün eksik yattılar. yani o ceza verilmiş olsa, tahliye edildikleri gün, beraat ettikleri gün, beraat edene kadar içerde tutuldular, haklarında ceza tahsis edilse 20 gün cezaları kalmış. yani tutukluluğu bir işkenceye dönüştürüyorlar, bir ezmeye, imhaya çeviriyorlar. birisi tek bir gün ceza almamıştır ama en az yatan üç küsür yıl cezaevinde kalmıştır. bunun içinde büyükelçiler var, profesörler var, apaydın'lar orada kanser olup öldüler. yurtdışına gitmeye pasaport vermedi bu idare. bu idareden, bugün askerin idareci olma anlayışından hikmet bekleyen, çok değil yirmi yirmi beş sene gerisine baksın.

diğer iddianame şöyle, garbis altınoğlu hakk
ında, bir ermeni vatandaşımızdı. iddianame dili şöyle olabilir mi? daha bu iddianameler mahkemelerin raflarında duruyor, bir efsaneden bahsetmiyorum. 'her nasılsa türkiye'de doğmuş ermeni oğlu ermeni' diye iddianame dili olur mu?

sonra diyorlar ki fer f
ırsatta askere çakmak, bunu diyen zevzeklerin de hayatını korumak içindir bizim bu kadar üst perdeden itiraz etmemiz. çünkü, bu bela geldiği zaman "kimin oğlusun, kimin kızısın" diye bakmaz. bir sürü insan araya gitmiştir.

bu akademi mevzusunda da bir şey söyleyeyim, çok öğreticidir. konsey tutanaklar
ında var, merak eden cumhurbaşkanlığı yayınlarından arar, bulur. nurettin ersin diyor ki, kenan evren de bir konuşmasında bunu naklen anlatıyor: "efendim bunlar atatürkçülüğü bilselerdi, terörist olmazlardı." terörist dediği insanlar bir milyon altı yüz bin kişi yargılanmış, yüz küsür bini ceza almış, en az sekiz on katı adam da araya gitmiş. eğer bunlar atatürkçülüğü bilselerdi, bu işleri işlemezlerdi diye böyle bir kendi aralarında mütalaa yapıyorlar. onun üzerine diyor, "biz nurettin ersin paşa'ya tevhit ettik o zaman siz atatürkçülüğün bir kitabını yazın, biz de bunları cezaevlerinde okutturalım, bu teröristler de irşat olsunlar. şimdi bu, ahmaklıktır. ben işin ahmaklık boyutuyla ilgili değilim. ahmak, allah yardımcısı olsun. ebleh, debil. bu ülke debil insanlar cenneti. debilite teşhis edilemez, adam günlük işini de yürütür ama onun debil olduğunu bilmezsin. adam kalkıp, "soğan kestiğiniz bıçakla ekmek kesmeyin" diyordu, hiçbir yere oturtamıyorduk. niye bu lafı etti diye. "ben hesap ettim, bir kadın çizmesinden, çok takıktı kadınlara, üç tane iskarpin çıkıyor; çizme giymeyin." yani iktisat anlayışı bununla kısıtlı bir adam, kenan evren'den bahsediyorum. nurettin ersin paşa'ya bunu tevhit ediyorlar, o da bir kitap yazıyor. ben de o kitabı yıllarca okudum. yıllarca; dayakla, copla, baskıyla, falakayla, hücreyle, açlık grevleriyle bu kitabı okudum. kitabı şimdi size anlatayım; bir sürü onun hayatı kadar kitap okumuş, ilim tahsil etmiş sağcı, solcu insanlar şöyle bir zevzek metni okuyorlardı.

atatürk'ün ilkesi, işte 6 tane say
ıyorlar. artık ezberlediğimiz, bu kadar. atatürkçülükle ilgili kısım bu kadar. ondan sonra "milli birlik ve beraberliğe muhtaç olduğumuz bu günlerde"; ben bunu artık beynelminele koydum. çünkü çocukluğumdan beri her iktidardan bunu dinledim. ya bu nasıl ülkeymiş kardeş? biz bu milli birlik ve beraberliğe her gün mü bu kadar muhtaç oluruz? her gün mü tekrar ederiz? bu kadar mı vehim olur, bu kadar mı hem böyle deyip hem millli birlik ve bütünlüğü parçalayıcı tasarruflarda bulunulur. geçtim. ondan sonra bir sürü zevzek şiir. şiir denmez, şairlerden özür dilerim. ciklete mani diyeceğim, onu yazanlardan da özür dilerim. aklına esmiş, birisi yazmış, bunlar da bakmış bir hikmet var sanmışlar. bunlarla dolu ve anektodlar ve atatürk'ün türk ordusuna değişmeyen mesajı, bunu bizden koro olarak okumamızı isterlerdi. şöyle bir girizgahı vardı, sadece onu söyleyeyim:

"zaferleri ve mazisi insanl
ık tarihi ile başlayan, her zaman zaferle beraber medeniyet nurları taşıyan kahraman ordusu. büyük ulusumuzun orduya bahşettiği en son sistem fabikalar ve silahlarla bir kat daha kuvvetlenerek büyük bir feragat-i nefs ve istihkâr-ı hayatla her türlü vazifeyi ifaya müheyya olduğunuza eminim."

bu, girişi. travmaysa bak; işte üstünden 30 y
ıl geçmiş unutmak istiyorum, unutamıyorum. bunu hesabını bana kim verecek? beynim bu cürufla, cop zoruyla, dipçikle, falakayla, hücreyle, anamı gözümün önünde döverek, beni anamın gözü önünde döverek okutturulan bir metin bu. ben de bunu okuyacağım atatürkçü olacağım. atatürk'ün kitabını yazarım ben onlara. kimmiş, neymiş, onların vesvese ettiği gibi, onların sandığı gibi olmadığını cilt cilt ben onlara anlatırım. onların heybesindeki turp bu kadar, bunu da ancak cop zoruyla okutup bizim ciddi ciddi atatürkçü olacağımızı sanıyorlardı.

bu anlay
ış, bu memleketin yakasını bırakmadı. bu vahim bir şey değil, bu belki onların doğaları gereği, fıtratları gereği. ama buna çanak tutmak çok ayıp bir şeydir. faşizm, dünyanın en ayıp şeyidir. bundan daha aşağılık hiçbir şey yoktur. akla gelmiş, icat edilmiş hiçbir şey yoktur.

12 eylül böyle bir şeydir. sakatlad
ı bu milleti, her haneye bir ateş düşürdü; hala da uğraşıyoruz. kırk lokman hekim gelse bunun yaralarını saramıyor."