"yıllarca bu devletin düşmanı değişiyor. bir gün tek parti muhalifleri oluyor, bir gün komünistler, bir gün demokratlar, bir gün mülteciler, bir gün kürtler, bir gün ermeniler. bu devlet, düşman icat etmeden yönetebilme hünerine sahip olamamış bir türlü. sen daha buna ne hikmet izaf edeceksin. yok, böyle bir becerisi yok, sorun çözme kabiliyeti yok, şiddetten başka bildiği bir dil yok. onun için, bu kadar sarih tablo.
ben 12 eylül'e dair iki tane iddianameden bahsedicem. biri, barış derneği davasıdır. neden önemlidir? şu açıdan, dört yıla yakın yattılar, haklarında istenen ceza sekiz yıldı. bu şu anlama geliyor, dört yıldan 20 gün eksik yattılar. yani o ceza verilmiş olsa, tahliye edildikleri gün, beraat ettikleri gün, beraat edene kadar içerde tutuldular, haklarında ceza tahsis edilse 20 gün cezaları kalmış. yani tutukluluğu bir işkenceye dönüştürüyorlar, bir ezmeye, imhaya çeviriyorlar. birisi tek bir gün ceza almamıştır ama en az yatan üç küsür yıl cezaevinde kalmıştır. bunun içinde büyükelçiler var, profesörler var, apaydın'lar orada kanser olup öldüler. yurtdışına gitmeye pasaport vermedi bu idare. bu idareden, bugün askerin idareci olma anlayışından hikmet bekleyen, çok değil yirmi yirmi beş sene gerisine baksın.
diğer iddianame şöyle, garbis altınoğlu hakkında, bir ermeni vatandaşımızdı. iddianame dili şöyle olabilir mi? daha bu iddianameler mahkemelerin raflarında duruyor, bir efsaneden bahsetmiyorum. 'her nasılsa türkiye'de doğmuş ermeni oğlu ermeni' diye iddianame dili olur mu?
sonra diyorlar ki fer fırsatta askere çakmak, bunu diyen zevzeklerin de hayatını korumak içindir bizim bu kadar üst perdeden itiraz etmemiz. çünkü, bu bela geldiği zaman "kimin oğlusun, kimin kızısın" diye bakmaz. bir sürü insan araya gitmiştir.
bu akademi mevzusunda da bir şey söyleyeyim, çok öğreticidir. konsey tutanaklarında var, merak eden cumhurbaşkanlığı yayınlarından arar, bulur. nurettin ersin diyor ki, kenan evren de bir konuşmasında bunu naklen anlatıyor: "efendim bunlar atatürkçülüğü bilselerdi, terörist olmazlardı." terörist dediği insanlar bir milyon altı yüz bin kişi yargılanmış, yüz küsür bini ceza almış, en az sekiz on katı adam da araya gitmiş. eğer bunlar atatürkçülüğü bilselerdi, bu işleri işlemezlerdi diye böyle bir kendi aralarında mütalaa yapıyorlar. onun üzerine diyor, "biz nurettin ersin paşa'ya tevhit ettik o zaman siz atatürkçülüğün bir kitabını yazın, biz de bunları cezaevlerinde okutturalım, bu teröristler de irşat olsunlar. şimdi bu, ahmaklıktır. ben işin ahmaklık boyutuyla ilgili değilim. ahmak, allah yardımcısı olsun. ebleh, debil. bu ülke debil insanlar cenneti. debilite teşhis edilemez, adam günlük işini de yürütür ama onun debil olduğunu bilmezsin. adam kalkıp, "soğan kestiğiniz bıçakla ekmek kesmeyin" diyordu, hiçbir yere oturtamıyorduk. niye bu lafı etti diye. "ben hesap ettim, bir kadın çizmesinden, çok takıktı kadınlara, üç tane iskarpin çıkıyor; çizme giymeyin." yani iktisat anlayışı bununla kısıtlı bir adam, kenan evren'den bahsediyorum. nurettin ersin paşa'ya bunu tevhit ediyorlar, o da bir kitap yazıyor. ben de o kitabı yıllarca okudum. yıllarca; dayakla, copla, baskıyla, falakayla, hücreyle, açlık grevleriyle bu kitabı okudum. kitabı şimdi size anlatayım; bir sürü onun hayatı kadar kitap okumuş, ilim tahsil etmiş sağcı, solcu insanlar şöyle bir zevzek metni okuyorlardı.
atatürk'ün ilkesi, işte 6 tane sayıyorlar. artık ezberlediğimiz, bu kadar. atatürkçülükle ilgili kısım bu kadar. ondan sonra "milli birlik ve beraberliğe muhtaç olduğumuz bu günlerde"; ben bunu artık beynelminele koydum. çünkü çocukluğumdan beri her iktidardan bunu dinledim. ya bu nasıl ülkeymiş kardeş? biz bu milli birlik ve beraberliğe her gün mü bu kadar muhtaç oluruz? her gün mü tekrar ederiz? bu kadar mı vehim olur, bu kadar mı hem böyle deyip hem millli birlik ve bütünlüğü parçalayıcı tasarruflarda bulunulur. geçtim. ondan sonra bir sürü zevzek şiir. şiir denmez, şairlerden özür dilerim. ciklete mani diyeceğim, onu yazanlardan da özür dilerim. aklına esmiş, birisi yazmış, bunlar da bakmış bir hikmet var sanmışlar. bunlarla dolu ve anektodlar ve atatürk'ün türk ordusuna değişmeyen mesajı, bunu bizden koro olarak okumamızı isterlerdi. şöyle bir girizgahı vardı, sadece onu söyleyeyim:
"zaferleri ve mazisi insanlık tarihi ile başlayan, her zaman zaferle beraber medeniyet nurları taşıyan kahraman ordusu. büyük ulusumuzun orduya bahşettiği en son sistem fabikalar ve silahlarla bir kat daha kuvvetlenerek büyük bir feragat-i nefs ve istihkâr-ı hayatla her türlü vazifeyi ifaya müheyya olduğunuza eminim."
bu, girişi. travmaysa bak; işte üstünden 30 yıl geçmiş unutmak istiyorum, unutamıyorum. bunu hesabını bana kim verecek? beynim bu cürufla, cop zoruyla, dipçikle, falakayla, hücreyle, anamı gözümün önünde döverek, beni anamın gözü önünde döverek okutturulan bir metin bu. ben de bunu okuyacağım atatürkçü olacağım. atatürk'ün kitabını yazarım ben onlara. kimmiş, neymiş, onların vesvese ettiği gibi, onların sandığı gibi olmadığını cilt cilt ben onlara anlatırım. onların heybesindeki turp bu kadar, bunu da ancak cop zoruyla okutup bizim ciddi ciddi atatürkçü olacağımızı sanıyorlardı.
bu anlayış, bu memleketin yakasını bırakmadı. bu vahim bir şey değil, bu belki onların doğaları gereği, fıtratları gereği. ama buna çanak tutmak çok ayıp bir şeydir. faşizm, dünyanın en ayıp şeyidir. bundan daha aşağılık hiçbir şey yoktur. akla gelmiş, icat edilmiş hiçbir şey yoktur.
12 eylül böyle bir şeydir. sakatladı bu milleti, her haneye bir ateş düşürdü; hala da uğraşıyoruz. kırk lokman hekim gelse bunun yaralarını saramıyor."
18 Mayıs 2011 Çarşamba
Sırrı Süreyyadan 12 Eylül Hatıraları
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder